+  Define - Definecilik - Ana Sayfa
|-+  Bilgi Bankası
| |-+  Bilgi Bankası
| | |-+ 
 SÜS TAŞLARININ OLUŞUMU

Üye Adı: Beni Hatirla
Şifre:
Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: SÜS TAŞLARININ OLUŞUMU  (Okunma Sayısı 258 defa) Seçenekler Arama
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« : 14 Mayıs 2008, 01:12:00 »
son mohikan
YA UMUTLAR BİTERSE
*
Mesaj Sayısı: 1166
Tecrübe Puanı: 264

Offline
SÜS TAŞLARININ OLUŞUMU

SÜS TAŞLARININ OLUŞUMU

Süs taşları az bulunur malzeme olarak hemen hemen tüm kayaçlar ve maden yataklarında bulunur. Çeşitli doğal yollarla oluşmuşlardır. Örneğin yüksek sıcaklıkta magmadan silikatların kristalleşmesi, metamorfik koşullar altında kristallenme veya yeniden kristallenme, sulu çözeltilerden itibaren çökelme, organik aktiviteler ile bunlardan ikisinin veya daha fazlasının aynı anda etkili olması sonucu süs taşları oluşabilmektedir. Pek çoğu da plaser yataklanmalar halinde karşımıza çıkarlar.

I.Magmatik kayaçlara bağlı süs taşı oluşumu,

Ultrabazik kayaçlara bağlı boru şekilli kimberlitler içersinde elmas yatakları primer olarak bulunur. Gök yakut, diyopsit, enstatit, hipersten, olivin ile granatlardan pirop, rodolit ve uvarovit ultrabazik kayaçlara bağlı olarak oluşan  diğer süs taşlarıdır. Pirop ve gök yakut ekonomik olarak değerlendirilebilenlerdendir.  Pegmatitler önemli süs taşı potansiyeli içeren magmatik kayaçlardır. Anatas, apatit, aksinit, zümrüt ve beril başta olmak üzere krizoberil, kordiyerit, diyopsit, feldspat, flüorit, granat, disten, lazurit, skapolit, spodümen, topaz, turmalin ve zirkon gibi pek çok süs taşının kaynağı pegmatitlerdir. Granit gibi bazı derinlik kayaçlarına bağlı olarak da süs taşı yatakları oluşmaktadır. Örneğin, granat, sfen, zirkon, kuvars, feldispat, topaz kaynağı olarak granitler ve içerdikleri mikropegmatitler değerlendirilebilmektedir. Asitten bazik bileşime kadar alkalin nitelikteki tüm derinlik kayaçlarında gök yakut, plajiyoklas, olivin, pirop ve granat oluşumu olağandır. Ayrıca obsidyen ve diğer volkanik camlar da süs taşı olarak değerlendirilmektedir.





II.Metamorfik kayaçlara bağlı süs taşı oluşumu,

Karbonatlı metamorfik kayaçlar, özellikle kristalin kireçtaşları (mermerler) başta lazurit olmak üzere, süstaşı olarak kullanılan spinellerin ana kaynağıdır. Bunlara bağlı olarak önemli yakut ve mavi yakut ile zümrüt yatakları oluşmaktadır. Ayrıca apatit, aksinit, kordiyerit, diyopsit, epidot, grassular, andradit, flüorit, skapolit, sfalerit, sfen, stealit, turmalin, vilemit , zensit gibi süs taşları olağandır bazıları bölgesel metamorfizmaya uğramış karbonatlı kayaçlarda izlenir. Genellikle asidik intrüzif kayaçlarla ilişkili olup, kontak metamorfizma ürünüdürler. Karbonatlı olmayan metamorfik kayaçlardan şist ve gnayslarda zümrüt ve yakut ile karbonatlı metamorfik kayaçlarda bulunan tüm süs taşları bulunabilir. Aktinolit, anatas, andaluzit, akuamarin, spessartin, jadeit, nefrit, ile kaplan gözü ve jasp türü kuvars, silimanit ve topaz da ekonomik boyutlu olabilir.

III. Hidrotermal çözeltilere bağlı süs taşı oluşumu,

Opal, kalsit, epidot, pektolit, prehnit, tomsonit ve kuvars kristalleri volkanik kayaçların kovuk ve çatlaklarında hidrotermal çözeltiler tarafından oluşturulurlar.

IV. Organik kökenli süs taşı oluşumları,

Sedimanter kayaçlar içersinde bulunan nadir süs taşlarıdır. Kehribar da bitkisel kökenli olup çam reçinelerinin fosilleşmesi ile oluşmuştur. Sedef ise ince taneli aragonit kristallerinden oluşan bir süs taşıdır.Kıymetli taşlar; altının vazgeçilmez bir parçasıdır ve elmas, pırlanta, yakut, zümrüt, safir şeklinde sınıflandırılmaktadır. Elmas, doğada saf olarak bulunur ve renksizdir. Işığı yansıtmadaki yüksek kapasitesi, aşırı sertliği ve mükemmel parlaklığı gibi özellikleri karbondan oluşan elmasın atomik yapısındaki değişiklikten ileri gelmektedir. İyi kesilmiş bir elmas üzerine düşen tüm ışınları yansıtır. Taşın içinde meydana gelen dağıtımdan ötürü ışık dışarıya gökkuşağı renkleri şeklinde akseder. Elmaslar kural olarak renksizdirler. Bununla beraber bazen renkli bir elemanın zerrecikleri taşın içine girer ve çok nadir olarak renkli elmaslar meydana gelir. Bu kıymetli taşlar itina ile işlenir ve dünya mücevher piyasasına pazarlanır. Elması çalışıp pırlanta şekline sokan atölyeler, pırlanta haliyle pazarlarlar. Pırlantanın altı sivri olarak işlenir ve fesata, yani yüzeyler daha fazla ışık aldığı zaman parlaması, daha mükemmel olur. Ayrıca köşeli, dikdörtgen ve oval olarakda işlenebilir. Elmasın genellikle yalnız üst kısmı fasetalanır, altı düz olarak bırakılır. Elmas, yüzük ve başka bir mücevherin üzerine takılırken alt kısmı kapalı olur. Alt kısmına foya denilen bir nesne koyulur ve parlaması böyle sağlanır. "Foyası çıktı" deyiminin nereden geldiği de anlaşılıyor.
Elmas ilk olarak milattan önce 800'lerde Hindistan'da bulunduğunda, değerinden çok güzelliği nedeniyle ilgi görmüştür. Gerçekten de, elmas eşsiz pırıltısıyla dünyanın en güzel taşı olarak kabul edilmiştir. Mücevhercilikte yaygın olarak kullanılan elmasların çoğu saydam ve renksizdir.
İnsanlık tarihi boyunca elmasla ilgili efsaneler üretilmiştir. Prusya Kralı Büyük Friedrick'in, güç kazanmak ve uzun yaşamak için elmas tozu yutmaya kalkışınca, dozu fazla kaçırıp zehirlendiğine ve bu nedenle öldüğüne inanılmaktadır. Sultan II.Beyazıt'ın da yemeğine katılan elmas tozu ile zehirlendiği rivayet edilir.
Elmasın adı da bu söylenceleri çağrıştırır: Yunancada "Hükmetmek" anlamına gelen "Adamas" sözcüğünden gelen elmas sonraları adimantum, diamantum ve nihayet İngilizcedeki “diamond” adını alır.
Hükümdarlar ve krallar elması öylesine sahiplenmişler ki, Fransa Kralı IX. Louis işi iyice abartarak "Kraliçe ve prensesler de dahil olmak üzere tüm kadınlara elması yasaklıyorum" diye emretmiş. Elmasın Fransız sarayına tekrar girmesi ise, başka bir kralın emri ile değil, 15.yüzyılda bir metresin marifetiyle olmuş. Kral Charles VII'nin metresi Agnes Sorel, taktığı çiçek tasarımlı elmas gerdanlığı ve küpeleriyle sarayın balo salonundan içeri girivermiş. O gece Agnes ve takıları diğer kadınlar tarafından öyle kıskanılmış ki, elmas birdenbire kadınların gözdesi oluvermiş. O günden sonra da kadınların elmas takmasını değil krallar, dünyada hiç bir güç engelleyememiştir.
Dünyada bu gelişmeler olurken, o yüzyılların en büyük devletlerinden Osmanlı İmparatorluğu da elmasa ilgisiz kalmamıştır. Padişahlar hem kendi cüsselerine hem de imparatorluğun heybetine göre taş kullanmışlardır. Bu bolluk yıllarında çok sayıda kuyumcu ustasının bulunduğu İstanbul'da kuyumculuk padişahlar tarafından da desteklenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde ise elmaslar elden çıkmaya başlamış, çoğu hediye edilmiş, hanım sultanların çeyizleri için bozdurulmuş, kalfa ve cariyelere verilmiş veya devlete gelir için satılmıştır.

Zümrüt
Zümrüt açık ya da koyu yeşil olarak doğada bulunur. İçinde süt beyazı leke olanı makbul değildir. Kıymetli olanı şeffaf, ördek yeşili renginde olanıdır. Zümrüt kimyasal bakımından alüminyumun ve berilyumun kristalize silikattır. Doğa, kromoksit olayı ile zümrütün yeşilini meydana getirir. Zümrüt de kırat ile ölçülür ve pazarlanır. Renksiz olanları daha değersizdir.

Safir
Koyu mavi renktedir. Safir de kıratla ölçülür ve pazarlanır. Siyaha kaçan rengi, sütlü beneklileri ve açık olanları daha az değerlidir.

Elmasın Kalitesi: 4C Formülü
Elmasın kesim yapılmış haline „pırlanta“ denilmektedir.
Elmasın kalitesi açısından saptanan dünya standardı "4 C" formülü ile ifade edilmektedir. Bu formül İngilizcedeki,
Cut Clarity Color Carat
sözcüklerinin baş harflerinin kısaltılmasından oluşan bir simgedir.

Clarity (Berraklık)
Kusursuz elmas, kural olarak lekesiz olmalıdır. Lekeli elmas, lekenin büyüklüğü ve belirginliği oranında değerinden kaybetmektedir. Kristalleşme sürecinde elmasın içine mineraller karışmaktadır. Pike adı verilen bu yabancı maddecikler, pırlantanın berraklığını azaltmaktadır. Pikesiz pırlanta bulmak çok zor olduğundan, pikesi çok az pırlanta kusursuz sayılmaktadır.

Color (Renk)
Bir pırlantada ilk göze çarpan özellik taşın rengidir. Pırlantaların çoğu renksiz gözükür fakat aralarında belli belirsiz ton farkları vardır. Pırlanta ne kadar beyaza yakınsa, o kadar değerlidir. Roze, kırmızı, mavi ve siyah gibi renkler "fantezi renkler" olarak adlandırılmaktadır. Elmasa rengini veren bu maddeciklerdir. Renksizler kendi aralarında gösterdikleri ton farklılıklarına göre değerlendirilmektedir. Mavi beyaz en değerli renk olarak kabul edilmektedir.

Carat (Karat-ağırlık)
Karat terimi eski mücevher tüccarlarının pırlantaları tartmakta kullandığı "karob" adı verilen keçiboynuzu tohumundan gelmektedir. Eskiden bir karatlık pırlanta, bir keçiboynuzu tohumunun ağırlığına eşitti. Bugün 0.2 gramlık standart, bir metrik ölçüdür. Her karat 100 eşit parçaya bölünmektedir. Bir çeyrek karat 25 puandır ve 0.25 biçiminde yazılır. Karat değeri büyüdükçe, birim fiyatı da oransız olarak büyümektedir.

Gerçek Pırlanta Sahtesinden Nasıl Ayırt Edilir?
Günümüzde gerçeğinden güçlükle ayırt edilebilen, üstelik iyi kalitede taklit pırlantalar yapılmaktadır. Ancak, çok iyi bir taklit bile kıymetli taş uzmanları tarafından yapılan incelemeler sonucunda gerçeğinden ayırt edilebilmektedir.
1. En kestirme yol "pırlanta test cihazı" ile kontrol etmektir. Son zamanlarda geliştirilmiş olan bu cihazlar, ışığı yansıtma ya da ısıyı iletme esasına göre ölçümleme yaparlar ve birkaç saniye gibi kısa bir zamanda sahte ya da hakiki olduğunu sinyal vererek bildirirler.
2. "Pırlanta kontrol kalemi" daha basit bir test aracıdır. GIA tarafından pratik bir test aracı olarak geliştirilmiştir. Aynen dolmakalem gibidir ve içinde özel bir sıvı vardır. Taşın üst yüzeyine kontrol kalemiyle düz bir çizgi çekildiği zaman, eğer hakiki ise kesiksiz bir çizgi belirir. Aksi halde çizik yapılan yüzeyde noktacıklar belirecektir.
3. Ağırlık hesabına göre kontrol; her pırlantanın ağırlığına orantılı olarak belli bir çapı vardır. Örneğin 1 karat bir tektaşın 6,5 mm olduğu gibi. Oysa 6,5mm. çapında bir taklit taşı tarttığımız zaman ortalama yüzde 60 daha ağır, yani 1,60 karat gelecektir.

4. Deneyimli ve uzmanlaşmış bir göz, yeterli ışık altında, kurallara uygun bir lup ile (büyüteç) dikkatlice inceleme yaptığında hakiki olmayan taşları kolayca ayırt edebilir. Sahte taşlar hiçbir zaman gerçek pırlantalar kadar sert olmayacağından yüzeylerinde kendilerine has özellikler gösterirler. Ayrıca refraksiyon ve dispersiyon (yansıma ve kırılma) faset kenarları ve sivri köşeler de bu konuda açık belirtiler verirler.
Kusursuz bir mücevher, dünyanın her yerinde ve her zaman gerek işçilik, gerek taş kalitesi bakımından kendini bu konunun uzmanlarına kabul ettirebilen mücevherdir.
Logged

HOR GÖRME HARABAT EHLİNİ DEFİNEYE MALİK NİCE VİRANELER VAR                                                                                       suskunluğum aseletimdendir.
her lafa verecek bi cevabım var.
lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...
birde söyleyene bakarım adammı diye...................
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
.::.TÜrk Bayrağının Oluşumu.::. Manevi Sorumluluklarımız APDOBABA 10 222 Son Mesaj 24 Temmuz 2008, 22:22:43
Gönderen: ufuk
Harita Definecilik Define İletişim
Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2008 Simple Machines LLC
Düzenleyen : comkit
Özel Mesajlariniz Denetlenmektedir.
Parakapisi.NET Ziyaretçilerinin Firefox tarayici kullanmasini önerir.

Parakapisi.NET Kendi Sunucusunda Barinmaktadir.
MySQL ile GüçlendirildiPHP ile GüçlendirildiXHTML 1.0 Geçerli!

Define

DefinecilikDefine

Bu Sayfa 0.105 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu